Osmanlı Afrika’sı

Donanma Mecmuası / 13 Temmuz 1911

2. Cilt / 17. Sayı

1053- 1062

Bir zamanlar hemen bütün Afrika kıtası sahillerine sahip olan biz Osmanlılar; 1246 tarihinde ve Sultan II. Mahmut saltanatı zamanında, Barbaros Hayreddin Paşa’nın Osmanlılığa, Kanuni Sultan Süleyman’a takdim ettiği Cezayir Kıtasını, o koca ülkeyi; kral ve bir alay cahillerinden oluşmuş olan muhafazakarlar tarafından vuku getirilen fenalıktan müteessir olan milleti, hükümet aleyhinde bulunanları, zaferlerle memnun etmek, halkın nazarını harice çevirmek ve bu suretle dahili heyecanı teskin etmek üzere Fransa krallarından onuncu Charles’a eski dostlarımız Fransızlara – İtalya’nın şimdiki yaptığı gibi – ebediyen kaptırmış oldukları gibi Tunus kıtasını da merhum Mithat Paşa’nın Abdülhamid’e, o kızıl sultana, İzmir Fransız konsolosu tarafından sefirin emriyle teslimine karşılık – sözde denilse de – fakat gerçekte ellerinden kaybetmişlerdir.

Cezayir ve Tunus’un uğradığı bu feci akıbete bu günde;- Fransızların Cezayir’e yaptıkları gibi – İtalyalılar da Batı Trablus’u ile Bingazi’yi uğratmak istiyorlar.

Ahval-i Tabiiye

Kadim Arap coğrafyasındaki Batı beldeleri üç kısma ayırmışlardır. Okyanustan Tilimsan’a kadar olan kısma “Mağribi Aksa” ve Tilimsan’dan Berka’ya kadar olan parçasına “Mağribi Üst” ve bizim şimdi Bingazi veya Berka dediğimiz kısma da “Mağribi Şark” namını vermişlerdir. Mağribi Aksa ile Üstten Endülüs’e teadi olunduğu cihetle bu iki kısma “Ber’ül Idve” namını dahi vermişlerdir. Bingazi’ye dahi; kumlu taşlar çok olduğundan dolayı Berka olarak adlandırmışlardır.

Osmanlı Afrika’sı; Batı’dan Tunus, Güneyden Büyük Sahra, Doğudan da Mısır ve Sudan kıtaları Kuzeyden de Akdeniz ile çevrilmiştir ki bu koca ülke 28 derecelik bir mesafe meydana getirir.

Sabık hükümetin fenalıklarından biri olmak üzere sınırların hiçbirisi tamamıyla belirlenmemişti. Hele Güney sınırı – ahval-i tabiyeden dolayı – Doğu ve Batı sınırı kadar bile belli değildir.

Paris; başlangıç noktası itibar edildiği halde Osmanlı Afrika’sı, 5 derece 30 dakika Doğu boylamından 33 derece Doğu boylamına kadar uzanıp gider. Takribi olarak boylamı 3 bin kilometreyi aşkındır. Arazide; en kuzey noktası Tunus sınırı en güney noktası da Mısır’ın büyük göller havzası kabul edildiği halde 29 derecelik bir yerdir ki bu itibarla ortalama arazi iki bin beş yüz (2.500) kilometredir. Tüm çevresi 1.033.400 kilometredir.

Osmanlı Afrika’sında; diğer kıtalarda olan dağlar kadar yüksek dağlar yoktur. En ziyade dağlık arazili olan noktası Kuzeybatı ile Doğu kısmıdır.

Batı Trablus’un; Batı taraflarında 450 metreden 1500 metre yüksekliğe kadar çıkan birtakım dağlar vardır. Deniz kısmına çok yakın ve biraz Güneye doğru da 1500 metre yükseklikte olan “Haruc” ve “Asûd / Esved” dağları vardır. Güney taraflarında 450 den 500 metreye kadar yükselen “Hâmâde Humra” dağları vardır ve “Hâmâde Humra” dağları Kırmızı Yılan denilen arazi dahilindedir ki, kervanların en çok korktukları susuz ve yakıcı bir mıntıkadır. Buradaki güneş bütün kuvvet ve şiddetini gösterir ve cayır cayır yanar, yakar.

Bu dağlar; taş ve kum yığınlarından, zeminin arızalarından ibarettir. Ormandan mahrum derler. Öteki taraflarında da az çok arızalar varsa da bazı cihetleri ve hele Güneydoğu kısmı kervan yollarından uzak olması yönüyle tamamıyla malum değildir.

Bingazi’de de 800 den 1000 metreye kadar yükselen birtakım dağlar vardır ve bu dağların uzunluğu 250 – 300 kilometre ve genişlikleri de 15 ile 100 metre arasındadır. Bingazi’nin Güney tarafındaki dağlara “Cerdiye” namı verilir.

Sirte Körfezi ile Mısır kıtası arasında Akdeniz’e doğru uzanmış olan arazinin arazinin üzerinde bulunan bu dağların geneli ormanlıktır.

Jeolojik Yapı

Osmanlı Afrika’sı, tabi arazisi gereğince; Trablus, Fizan, Berka kısımlarına ayrılır. Gerekli tafsilatta bu itibarla arz olunmuştur.

Osmanlı Afrika’sı, nehir ve göl gibi tabiatın güzelliklerinden mahrumdur. Toprak altında birtakım kuyular varsa da bunlardan henüz istifade olunmamaktadır.

Sellerin oluşturdukları vadiler de kupkuru durmaktadır. Yağmurdan husule gelen sular; sel suyu gibi akar ve kumlar için de kaybolup gider. Memleket henüz bu sulardan fayda görememektedir. Ancak bu sular bütün bütün mahvolmayıp kumlardan süzülerek kum tabakası altındaki boş yerlerde birikir ve istifade olacak şekilde toprak altında su havzaları, adeta göller vücuda getirirler.

Vadilerde; yeri iki üç metre kazınca güzel sular çıkar. Trablus kıyılarının çok yerleri kumluk ve alçak olduğu gibi girinti ve çıkıntıları da azdır. Mısrata burnu ile Trablus arası bir dereceye kadar kayalıktır. Tunus’tan Mısrata burnuna kadar olan sahil pek az çıkıntılar ile uzanıp gider. Mısrata burnundan sonra deniz kıyısı Güneydoğuya doğru bir kavis yapmaya başlar.

Burundan Berka havzasına kadar uzanan sahil Büyük Sirte / Syrte veyahut Sidre Körfezi namını alır. Kalkınmadan mahrumdur. Şehir ve kasaba yoktur. Denizyollarına elverişli değildir.

Trablusgarp’ın bazı yerlerinde gayet latif vahalar olmakla beraber pek çok yeri kumluktur ve pek çok kum tepecikleri vardır. Mevcut olan yaylalar meydana gelen büyük büyük volkan püskürmeleri neticesidir. Hele Trablusgarp ile Fizan yaylası arasında uzanıp giden “Hâruc” dağının teşkilatı ve orada bulunan bazalt parçaları bu maddenin ispatına en büyük delillerdendir.

Kum tepecikleri; ecza-ı ferdiyetleri birbirinden ayrılmış, bozulmuş granit parçalarıyla kilsi taşlardan oluşmaktadır.

Trablusgarp “asıl Trablusgarp” ile “Sahra-ı Merkezi” namıyla ikiye ayrılır. Asıl Trablusgarp; Sirte körfeziyle Tunus arasına denir. Bu da üç kısma bölünür. Bir kısmı Kuzeydoğuda olan ovadır. Bir parçası da dağlık olan kısımdır ki ovanın Güney tarafıdır. Üçüncü parça da Güneye düşen Kilsi yayladır. Vahalar; o kısmındadır.

Sahra-ı merkezi, asıl Trablusgarp’tan bir dağ silsilesiyle ayrılmıştır. Bu dağlar evvelce arz edilen Trablusgarp ile Fizan arasındaki Cebel-i Esved dağlarıdır. Bu dağlar oldukça geniş araziyi kuşatsa da pek çok yerleri kilsidir.

Cibal-i Esved ve Hâruc’un eteklerinden inen vadiler Akdeniz’e kadar gider. Fizan vadileri ise Doğuya uzandıkları i.in birtakım göllere kadar gidip gelir.

Akdeniz’e kavuşan vadilerin en meşhurları Batıdan başlayarak vadi-i Mafsal, vadi-i Ebyaz, vadi-i El-Asal, vadi-i el-Hayra, vadi-i Ümmü Seyid, vadi-i Ebs, vadi-i nikâs, vadi-i Kean, Sev-el Cin, vadi-i Zemzem, Ümmü Selim, Vadi-i Şikka, vadi-i Muhtar’dır.

Afrika’nın diğer kıtalarında görülen oluşum hayatı Trablusgarp kıtasında da görülür. Afrika kıtasının bazı noktalarının yükselmesine karşılık Trablusgarp’ın alçalmakta olması bu yerlerde arazinin faaliyetinin, teşkilat-ı tabiiye ve jeolojisinin henüz devam etmekte olduğunu gösterir.

Trablusgarp’ın iklimim sahil ciheti 1 derece kadar çıkarıldığı halde diğer kısımları tamamıyla Büyük Sahra’nın hemen hemen aynıdır.

Termometre ortalama olarak 20 ile 22 derecesinde bulunur. Yazın nadiren 30 derecen yukarı çıkar. Kışın dahi pek az defalar 10 dereceden aşağı düşer.

Bu yerlerin havası sağlam hele kışın her taraf zümrüt gibi olur.

Ara sıra esen kıble / güney rüzgarı çokça sıcak yapsa da rutubeti kaldırdığından zararından ziyade yararı olur. Sağlığa yardım eder. Bu havaya sahip olan yerlerin Güneyinde bulunana dağların Kuzey aklanlarında kışın çokça yağmur yağar. Fakat bunlardan hasıl olan seller yukarıda da arz olunduğu üzere kumlar arasında kaybolup gider. Bu da sürekli olmaz. Çünkü toprak bulutları muhafaza edecek sebeplerden mahrumdur.

Trablusgarp’ın Kuzey taraflarında genellikle kışın olmak üzere senede birkaç defa yağmur yağsa da Güney tarafları yağmurdan hemen hemen külliyen mahrumdur.

Büyük Sahra’da “Siroko” rüzgarı estiği zaman sıcaklık dayanılamayacak dereceye gelir.

Cibal-i Esed ve Hâruc dağlarının Güneyinde bulunan Fizan, cihetlerinin havası yazın yağacak derecede sıcak ve kışın da soğuk olur ve burada adeta Büyük Sahra havası hüküm sürer. Hava cihetinden yaz ve kıç pek büyük farklar vardır. Yazın; Müza-ül Harare gölgede 45-50 dereceye kadar çıktığı halde gece birdenbire düşer ve 5 dereceye kadar iner. Çok defa sular donar. Havanın bu dengesizliği bir de kuruluk yapar. Doğuya doğru uzanan Fizan vadilerinin meşhurları ise vadi-i el-Şatır, vadi-i Leyal, vadi-i şarki, vadi-i garbi, vadi-i âtidir.

Trablusgarp’ın ziraata elverişli olan yerleri pek kuvvetlidir. Yağmur yağdığı senelerde 1’e 100 – 150 derecesinde mahsul alınır. Yağmur yağmadığı senelerde de kıtlık derhal memleketi istila eder. Artezyen kuyuları bu derde çare olabilirse de henüz bu kuyuların kazılmasına teşebbüs olunamamıştır. Hurma, zeytin, portakal, limon meyveleri çoğunlukla hasıl olur. Hele hurma bütün vahalar civarının yegane mahsulüdür.

Bingazi dediğimiz Berka arazisi ise; Kuzey taraflarına gelmesi bir yayla çevirmiştir. Bu yayla Büyük Sahra’ya doğru gittikçe alçalır ve meşhur libi Sahrasını meydana getirir. Bu Sahrada pek çok yaylalar vardır ve pek meşhurdurlar. Vahalar oldukça nemlidir.

Bingazi dahilinde de akarsular yoktur. Trablusgarp’taki gibi burada da yağmur suları toprak altında istifadesi kabil havzalar, göller meydana getirir.

Berka arazisinin Kuzey kısmı teşkilatını tamamlamış, Güney tarafları tamamıyla henüz bu teşkilata erişememiştir. Vahalarda bu teşkilatın tamam olduğu görülür.

Bingazi’nin Kuzey kısmının ve hele ormanlık olan kısımlarının havası gayet latif ve ılımlıdır ve az kuraktır. Güney tarafları sıcak ve kuraktır. Vahaların hava mizacı da latif ve ılımandır.

Bingazi; kıyıları kayalık ve 880 kilometre uzunluğundadır. Sahilin denize uzamış olan yerleri sarp kayalıktır. Sirte körfezi arasındaki Berka arazisi adeta yarımada şeklindedir.

Sahile yakın ve ormana civar olan yerlerin de derecikleri vardır.

Berka – Batı Trablus’u ile Mısra’ya ve Sudan’la Büyük Sahra arasında olan ve eskiden “Libya” ile Bingazi hududu üzerinde “Re’s el-Kenbis” namında bir burun vardır.

Bingazi arazisi ziraat noktasında fevkalade kıymetlidir. Ziraat olunabilecek yerlerinde her türlü mahsul yetişir ve bu mahsul de gayet nefis ve çok olur. Verimli senelerde 1’e, 100-150 alındığı vakidir. Sıcak iklimlere mahsus portakal, muz, limon ağaçları pek çoktur. Hele badem yetiştirmeye çok müsaittir ve çok ziyade mahsul verir. Hayvanlardan öküz, keçi, koyun ve devesi pek çoktur. Sahilde yabani zeytin ağaçlarından çok büyük ormanlar vardır.

Nüfus – Trablusgarp ve Bingazi’nin genel nüfusu 1,5 – 2 milyon zannedilmekteyse de bu takdir haddi zatında bir tahinden ibarettir. Senüsiler gibi bazı kabilelerin nüfus miktarları henüz bilinmemektedir.

Bu 1.5 – 2 milyon nüfusun 300 – 350 bin kadarı Bingazi kıtasından ve kalanı ise Trablusgarp ve Fizan kıtalarındandır.

Sekene-i kadimesi Barbar ise de İslam’dan sonra Arapların çoğunlukla hicreti Barbarların İslam dinini kabul etmeleri ve din lisanının Arapça olması ve din lisanının nüfuzu ve Arapların Barbarlarla ihtila etmesi Kuzey cihetlerinde Barbar dilinin kaybolmasını ve onun yerine Arapçanın gelmesini gerektirmiştir.

Şimdi halde ahali genellikle Barbar ve Araplardan ibarettir. Güney taraflarında; dağlarla çevrili ve münferit vahalarda Barbar lisanı kullanılır. Fakat onlarda din ve kaynaşma sebebiyle Arapça bilirler. Yalnız Barbarlardan oluşan kabileler de vardır. Ahalinin hepsi Sünni ve Maliki mezhebindelerdir yalnız Arap cihetlerinde mezhep-i hamis (beşinci mezhep) bir mezhep-i ibadi vardır.

Trablusgarp’ın Sudan ile ticaret ilişkisi olmasından ve zenci cariye ve kölelerin çokça bulunmasından dolayı Trablusgarp özellikle Kazan ahalisinin damarlarında zenci kanının dahi olduğu ve içlerinde muhtelif derecelerde esmer ve büsbütün siyah ahalinin dahi bulunduğu görülmektedir.

Ghadames ve Gat taraflarında Traklar dahi çoğunlukla bulunmaktadır.

Trablusgarp’ta diğer bazı kasabalarda Arapça konuşan yerli bir miktar Yahudi; yerlileşmiş ve Arapça konuşan Katolik mezhebine salik Maltızlar ve bir miktar Türk vardır.

Trablusgarp’ın da 5 nahiye ahalisi Koloğlu namıyla bilinmektedirler. Bunlar şimdi her ne kadar Arapça konuşuyorlarsa da cins itibariyle Türk’türler. Yerli kadınlarla evlenmeleri yüzünden dillerini kaybetmişlerdir.

Bunları vergiciliği gibi gümrükte oldukları bazı hizmetlere karşılık vergiden muaftırlar. Hizmetleri itibariyle hayvan beslemeye, süvari olmaya mecburdurlar. Vilayete mensup bir baş ağanın başkanlığı altında bulunurlar. Abdülhamid’in son zamanlarında bunlardan milis askeri teşkiline başlanılmış ise de teşkilat bitirilmeyip öyle bırakılmıştır.

Bingazi’nin nüfusu; yukarıda ifade edildiği üzere 300.000 – 350 000 kadardır ki kilometre başına bir insan denk geliyor demektir. Bu nüfuzun büyük kısmı Arap ve Barbarlardan oluşmaktadır. Pek azı Yahudi, Hristiyan ve kusuru İslam’dır. Hepsi Arapça konuşurlar.

Berka arazisinin bayındır olan yerleri deniz kıyıları ile sahile yakın olan yerlerdir.

Sivil Yönetim

Osmanlı Afrika’sı sivil yönetimce Trablusgarp vilayeti ile Bingazi sancağına ayrılmıştır. Trablusgarp; Trablus ve Fizan taksimine müştemel olan Trablusgarp vilayeti sivil yönetimce Trablus, Hams, Cebel-i Garbi, Fizan sancaklarına taksim olunmuştur.

Merkezi vilayet Trablusgarp vilayetidir. Zaviye, Acilat, Zevare, Terhune, Garban, Urfala, Nevahı-ı erbaa ismiyle 7 kazası vardır.

Trablusgarp; Afrika’nın Kuzey kıyısından ve Akdeniz’de vilayetin merkezi bir şehir ve iskeledir. İstanbul’un 1600 kilometre Güneybatısında, Tunus’un da 500 kilometre Güneydoğusundadır. 32 derece 54 dakika 3 saniye kuzey enlemi ile 10 derece 50 dakika 45 saniye Kuzey boylamında bulunmaktadır.

Beş – altı bin Yahudi ve Maltız ve ecnebi ve kalanı Müslüman olmak üzere 40.000 ahalisi vardır. İşlek çarşıları Fethi Turgut Paşa tarafından yapılmış büyük ve müsenna bir cami ile pek çok cami ve mescitleri ve kalesi, büyük bir hükümet konağı ve kale içinde süvari, topçu kışlaları ve bir hastanesi vardır. Dışarıdan gelen tehlikeleri karşı savunmada bulunmak üzere yeni siperleri vardır.

Doğu tarafında limon, portakal ve harmanlıklarıyla ve güzel köşkleriyle meşhur Menşiye namıyla sayfiyesi vardır.

Limanı sığ ve açıktır. Batı tarafı uzun ve bazı istikameti havi burunla mahfuzdur. Bu burnun ilerisinde bir sıra adacıklar vardır ki cümlesi kayalıktır. Bunların araları doldurulduğu takdirde limanın savunması ve korunması çok kolaydır. Şimdiki halde limanın girişi dar içi sığ olduğundan limana büyük gemiler giremez.

Trablusgarp, Avrupa ile Büyük Sahra arasında çok büyük ticaret vasıtası olduğu için ticareti çok işlektir. Birçok tüccar gelir, gider. Ghadames, Fizan yoluyla Timbuktu ve Sudan’ın her tarafına düzenli şekilde kervanlar işler.

İthalatı senelik 10 ve ihracatı 8 milyon franktan fazladır. İthalatı başlıca kumaş ile kahve, şeker vesairedir. İhracatı sığır, koyun, keçi vesaire ile tuz, halfa, deri ve Sudan’dan gelen deve kuşu tüyüyle fildişinden ibarettir.

Şehrin haneleri medrese şeklindedir, ortaları bahçedir. Evlerin pencereleri bu bahçelere açılır. Sokak cihetlerinde hiç pencere yoktur. Sokakları dar ve pek çok yerlerde hanelerin ve birtakım kemerlerin altından geçildiğinden hava layıkıyla cereyan etmez. Bununla beraber havası ılımlı ve sağlamdır. Şehir haricinde fen mimarının hali hazırına göre yapılan binaların adedi günden güne çoğalmaktadır. Liman inşa edildiği halde az amanda fevkalade İskenderiye gibi mühim bir ticaret merkezi olacağı muhakkaktır.

Trablus’ta güzel hasır, kilim ve ihram üretilir. Kuyumculuğa, fil dişine ilişkin bazı ürünleri dahi vardır. Arazisinde hurma, zeytin, pamuk ve çeşitli meyveler yetişmektedir.

Trablus şehri çok eskidir. Barbarlar eski isminin “Dâye” olduğunu rivayet ederler. Arapça kitaplarda “Benare” ismiyle geçmektedir. Fenikeliler bu şehri ihya ve imar ettikleri gibi Romalılar da ihya ve imar etmişler ve “Edya” ismini vermişlerdir.

Mehmet Hıfzı

Çev. Mustafa Said Şahan

 

Dergide Yer Alan Resimler

Trablusgarp’ta Bir Cadde

Trablusgarp: Pazar Yeri

Bingazi’de Ambar Depoları

 

Trablusgarp’ta Fildişi ve Devekuşu Tüyü Ticareti

Derne Sahilinde Gümrük Dairesi

Derne’nin Genel Manzarası